5 Ocak 2014 Pazar

Trafik

Selam gençlik,

Ne zaman şu Enerji serisinin bir sonraki yazısını yazmaya otursam, sıkılıp kapatıyorum. Bu trafik yazısı bir süredir aklımdaydı, teknoloji geyikleriyle hiç alakası olmayan bir yazı, tam da aradığım şey. Trafik yazısında; size trafiğin aslında ne kadar önemli olduğunu, ne kadar sosyal bir ortam olduğunu ve hayatlarımızda ne kadar ciddi bir rol oynadığını kendi görüşlerimle ve hikayelerle anlatmaya çalışacağım. Bu yazıda birbirimize özellikle trafikte ve diğer toplumsal ortamlarda daha saygılı olalım mesajı vermeye çalışıyorum, hikayelerden sıkılırsanız görsellere bakarak sona atlayıp ana fikri okuyun lütfen. Haydi başladım:

-------------GİRİŞ HİKAYELERİ-------------

Ben, Muhsincan, 25 sene boyunca İstanbul'un güzide semtlerinden biri olan Koşuyolu'nda yaşamış ve bu süre zarfında tahminen 14 sene yaya, 7 sene de sürücü olarak görev yapmış bir insanım. Kısacası, İstanbul trafiğine belli bir düzeyde maruz kalmış bir insanım. Yurt dışı trafiğine ilk defa 2009'da Orlando sularında müdahil oldum. Annemle Orlando'ya gitmeden önce bir tanıdığımız şöyle bir tavsiyede bulundu: "Arabanızı önceden kiralayın, en ucuz arabayı seçin, oraya gittiğinizde en ucuz araba ellerinde kalmamış olacak ve size aynı fiyattan daha iyi bir araba vereceklerdir". Velhasıl Orlando'da araba kiralama dükkanı bana 7 numaralı arabanın anahtarını verdi ve arabanız 7 numaralı park yerinde dedi (Bu aşamada arabanın marka ve modeli ile ilgili hiçbir fikrim yoktu). Otoparka çıktığımda ilk araba 1 numaralı arabaydı, "oo piti piti" yaptım ve saymaya başladım, 7'ye gelince durdum, "yok canım" dedim, parmağımı iyice ısladım, bir daha saydım ve akabinde aşağıdaki amcayla 1 hafta gezdik, tozduk.

Orlando

Orlando'da kaldığım ve araba kullandığım bölge bomboş, trafiksiz bir yerdi. Yurt dışı trafiği konusunda bana belirgin bir katkıda bulunmadı (O zaman niye anlattın bunu değil mi? Mustang'le hava atmak için olabilir, çocukluğuma inmek lazım). İkinci yurt dışı trafiği maceram, Washington'dan Norfolk'a yapılan yolculuktu, yaklaşık 4 saatlik bir otoban yolcuğu. Ben (sürücü), hocam ve Rafet yolculuğa sabah 4'te başladık. 4:30'da ikisi de uykuya daldı, benim için çok zorlu bir yolculuktu. Her otobanda olduğu gibi orada da belirli bir hız sınırı vardı ama tuhaf olan herkesin bu sınıra uymasıydı. Normal bir TEM yolculuğunda sizi ayık ve tetikte tutan temel etmen önden çok arkaya bakmanız gerektiği gerçeğidir çünkü her an arkadan bir çılgın 200'le ve çılgın makaslarla yaklaşıyor olabilir. TEM yolculukları heyecanlıdır (ahanda vidyo: YOUTUBE, gerçi e5'miş ama olsun), sürprizlerle doludur ancak o otoban o kadar sıkıcıydı ki resmen insanı uykuya davet ediyordu. Aynı hızda giden ve hiç şerit değiştirmeyen arabalardan oluşan bir otoban yolculuğu düşünün, arabadakilerin uyuyor olması da cabası. Bu maceranın da yurt dışı trafiği konusunda bende çok büyük bir değişiklik yarattığını söyleyemem, sadece insanların hız sınırına uyabildiğine tanık oldum.

Asıl hikaye 2012'de Melbourne'e taşındıktan sonra başlıyor. Buraya yerleştikten sonra yaklaşık 3 ay boyunca sadece yaya ve yolcu olarak yaşadım. Her şeyi gözlemledim. Yolcu olduğum zamanlarda sürücüleri trafikle ilgili sorulara boğdum, "neden bunu yaptın?" dedim, "neden böyle oldu?" dedim, "böyle araba mı kullanılır?" dedim ama bütün yaşananları ve kuralları benimsemek zorundaydım çünkü ehliyet sınavım yaklaşıyordu. 26 yaşında tekrar ehliyet sınavına girdim, küçük bir kız çocuğu gibi kullandım arabayı, iki elle tuttum direksiyonu, kurallı sinyal verdim (kurallı sinyal şöyle oluyor efenim: "mirror, signal, headcheck". Önce aynaya bakıp şeridin müsait olduğuna kanaat getiriyoruz, daha sonra sinyalimizi açıyoruz ve en son kafamızı hafifçe döndürerek aynanın ölü bölgesine denk gelmiş olabilecek bir araba var mı diye kontrol ediyoruz) ve hatalarıma rağmen ehliyetimi aldım (kolay değil, üçer beşer defa alamayan Türkler mevcuttur). Hatalarım şöyleydi: (1) Bir şerit değiştirirken sinyalimi şerit değiştirmemi tamamlayana kadar açık tutmamıştım, (2) Tamamıyla bomboş bir sokakta park halinden hareket haline geçerken sinyal vermemiştim, (3) Dikiz aynasına yeterli sıklıkla bakmamıştım ve (4) Dur tabelasında tamamen durmamıştım, yavaşlayıp (belki 2km/saat), kontrol edip geçmiştim. Bir de çok konuşmuşum ama o çok büyük sıkıntı olmadı.

2013 Ocak sularında araba ve motosiklet ehliyetimi ve motosikletimi de aldım ve 2013 temmuzda Türkiye'ye tekrar dönmeden önce 6 aylık sürücü ve 9 aylık yaya olarak yeterli yurt dışı trafiği tecrübesine sahiptim. Motosikletin burada arabadan pek farkı yok, araba gibi şeritten gidiyoruz, kırmızı ışıkta veya duran trafikte "lane split" yapıyoruz o kadar, öyle emniyet şeridine çıkma felan gibi olaylar yok, "lane split" de yasak ama o kadar oluyor. Herkes bize arabalar kadar belki daha fazla saygı gösteriyor, ufağız diye kimse bizi hor görmüyor burada.

Bıyıklarımla motorumu okşar iken

-------------YURT DIŞINDA TRAFİK-------------

Buranın trafiğini size biraz anlatmak istiyorum. Burada yaya geçidi diye tuhaf bir şey var, yerdeki beyaz çizgilerden oluşuyor, tuhaftır bizim orada da varmış:

Yaya geçidi

Zorlu bir sistem, öncelikle bir sürücünün o çizgileri görmesi gerekiyor ve algıda seçicilik yüzünden görmüyoruz, ne yazık ki. Türkiye'ye temmuzda döndüğümde aslında her yerde yaya geçitleri olduğunu fark etmiştim, yayalar bile farkında değiller çoğu zaman. İnsanın gözleri o çizgileri görmeye alıştıktan sonrası biraz daha kolay, çizgileri görünce çizgilerin sağ ve sol tarafına bakılarak karşıya geçmeye meyilli insanların varlığı kontrol edilir, varsa durulur ve onların tamamen geçmesi beklenir ve en önemlisi geçen insan size el eder teşekkür eder ve siz de ona bakar ve gülümsersiniz. Burada bazı meşgul ve kaba şahıslar telefonları ile oynarken karşıya geçer geçitten, herkes arabaların duracağından emindir, durmazsanız katil olursunuz. Türkiye'de geçidin başında sürücülerin gözlerine kedi gibi bakarak saatlerce bekleyip, fark bile edilmezsiniz.

Burada normal bir işten eve, evden işe gününde çoğunlukla şunu yaşarsınız: geçidin bile olmadığı bir ara sokakta trafik yokken, karşıya geçmek için kaldırımda durursunuz, beklersiniz çünkü bir araba geçecektir ve geçit yoktur, geçme hakkı arabanındır ama araba sizi fark edip hemen durur ve eliyle "taş, kağıt, makas"ın kağıdını yapar, hafif açılı, avuç içi yüzüne bakar, bu şu demektir: "aa lütfen efendim, buyrun karşıya geçin", bu el işareti konuşması şöyle devam eder: "aa olurmu canım, lütfen siz buyrun", "aman efendim siz yayasınız, ben gaza basarım gider", "aa olur mu hiç, durdukça da benzin yakar sizinki, lütfen siz buyrun" gibisinden uzar gider, sonunda bir taraf teslim olur ve gülümseyip teşekkür eder ve uzaklaşır.

Burada otobanda paralı yol başlamadan önce son çıkış vardır, "toorak rd" çıkışı ("kartal" çıkışı gibi), ama burada paralı yol şehir dışına doğru değil şehir içine doğru başlar. Yani düşünün Ankara tarafından gelen herkes kartal'dan çıkmazsa paralı yola girecektir, bu kaosu bir düşünün. Bu çıkışın çıkış şeridi normal şeritlere göre çoook daha uzundur, 1km belki daha fazla çıkış için ek şeridi vardır. Her sabah işe gidenler buradan çıkmak ister çünkü para ödemek istemezler ve bu çıkışta kuyruk oluşur. Bu kuyruğa kimse kaynak yapmaz, o üçgen vardır ya, şu işte:

Üçgen
O üçgeni kimse kullanmaz. Bir keresinde hava alanına gidiyordum, otobandan hava alanına dönen çıkış 2 şerit, otoban da 3 şerit, toplam 5 şerit nereden baksan. Daha belki dönüşe 2-3 km var, ne olduğunu anlamadan sağ 2 şeridin kitli olduğunu fark ettim. Belki 500 metre gittikten sonra oradaki insanların hava alanına gitmek için beklediğini fark edip sinyal verdim ve yavaşladım. Bu aşamada şunu düşünüyordum: "ah, vah, tüh, insanlar bekliyor, ne kadar ayıp ettim ben fark edemedim, aradan girmem lazım, umarım yol verirler". Sen bana yol verir miydin? Yanına yaklaştığım ilk araba frene bastı ve bana yol verdi. Büyük ihtimalle şöyle düşündü: "yazık çocuk yeni herhalde, fark edememiş, otoban trafiğini de bozacak, iyisimi yol vereyim". Araya girdim ve geri kalan 2.5km boyunca (yarım saat) BİR araba kaynak yapmadı ve meşhur üçgen bomboştu.

Burada göbek (dönel kavşak) diye bir şey var. Göbeğin değişik bir işleyiş sistemi var. Göbekte araba varsa yol verilmesi gerekiyor yani göbeğe bir kere girdiysen kimse önüne geçemez, yol hakkı sende. Basit ve mantıklı bir sistem, göbeğin araçlarla dolup kitlenmesini engeller, bkz. şunu:

Kitli göbek (Adana)

Çalışan bir göbekten vidyo: YOUTUBE. Kolay gözükse de göbek çok zorlu bir olaydır, her yiğidin harcı değildir ama alıştıktan sonra çok güzel çalışan bir sistemdir, 100km'lik otoyolda bile göbek gördüm, kazasız belasız, maşallah. Türkiye'de de kanunu mevcuttur:

"Trafik Kanunun 57. maddesi kavşaklardaki geçiş hakkını düzenler. Bu maddenin -b bendinin 6. fıkrası "Dönel kavşağa gelen sürücüler dönel kavşak içindeki araçlara yol vermek zorundadır" der."

Bir keresinde göbeğe girmememiz gereken bir anda girdik ve ölüyorduk çünkü buradaki insanlar göbek kurallarına o kadar alışmıştır ki, tehlike anında fren yapmasını beceremezler. Ek olarak, göbek kuralları bisikletler için de geçerlidir, kaç araba durdurdum göbeklerde bisikletle bir bilseniz. Türkiye'de göbek kanunu şöyle uygulanır, delikanlıysan girersin hakkını alırsın, korkan frene basar, sonra kitlenir.

Burada otobüs ek şeridi var, hiç bir fiziksel engelle kısıtlanmamış, kimse girmez. Sen olsan girer miydin? Evine 5 dakika erken varırdın.. Enayi bu insanlar!

Otobüs şeridi
Enayi demişken aklıma geldi, geçenlerde eve "Yarra Valley Water"dan (İSKİ gibi bir şey) bir mektup geldi. Mektubu okudum 50 dolar bir şeyler diyor ama ne olduğunu anlamadım (İngilizce zayıf baya), Avustralya'lı ev arkadaşıma sordum "Ne diyor bunlar birader?" dedim, dedi ki "Geçenlerde suyumuz 5 saatliğine kesilmişti ya (saat sabah 2-7 arası evin önündeki boru patladı diye su kesilmişti), kesintiden dolayı özür dileyerek bize 50 dolar geri iade ediyorlarmış" dedi (50 dolar bizim 15 günlük su tüketimimiz bu arada). Dedim ki "Enayisiniz siz arkadaş! Bize bunu yapsalar, biz evin önündeki boruyu düzenli aralıklarla patlatıp, su faturasında artıya geçtikten sonra o artılarla elektrik faturasını öderdik". Bugün yine patladı bizim ana boru, bu ay suyumuz bedava, sabununuzu alın gelin panpiler.

-------------ANAFİKİR-------------

Bir sene önce az sonra yazacaklarımı okusam, k.çımla gülerdim ama sanırım sağlıklı bir toplum yaşamı için her bireye saygı göstermek gerekiyor, ön yargısız olarak, dil, din, ırk, vb.. farkı gözetmeden. Bence trafik bir halkın en büyük sosyal ortamıdır ve saygının en kolayca gösterilebileceği ortamdır. Trafikte; ülkede hayatın boyunca bir daha asla karşılaşamayacağın milyonlarca insanla karşılaşırsın ve bir etkileşimde bulunursun. O insanlarla bir daha karşılaşmayacağın için onlara saygısızlık etmek kolaydır ama asıl güzellik bunu bile bile onlara saygı göstermeye başladığında başlar. Trafikten sonra bence kuyruklar gelir, PTT kuyruğu, banka kuyruğu, süpermarket kuyruğu, vb.. Kuyruklar ise ikinci büyük sosyal ortamdır. Kuyruklara çok değinmeyeceğim ama burada kuyrukların da çok saygılı olduğunu eklemek isterim. Ülkemizde gerek trafikte, gerek kuyruklarda olsun bir savaş ortamı var. Trafikte etkileşimde bulunduğumuz insanlar sanki dostlarımız, halkımız değil de düşmanlarımız. Herkes bencil, hedefe odaklı, herkesin zamanı değerli, herkes diğerlerinden farklı ve ayrıcalıklı ve daha kurnaz, diğerleri aptal.

Ben de farksızdım, böyle yaşadım. Okuldan eve dönerken TEM'de trafik olduğunda emniyet şeridine çıkıp binlerce araba geçerdim ve içimden şöyle derdim: "Burası benim yolum, siz misafirsiniz, ben bu yolu her gün kullanıyorum, siz geldiniz, trafik yaptınız, ben de emniyet şeridinden akarım arkadaş". Saygısızdım, özür dilerim, bütün yollar hepimizin. Siz siz olun, yarın bir arabaya yol verin, bir yayaya yol verin, ona gülümseyin, emniyet şeridine girmeyin, kaynak yapmayın, emniyet şeridine gireni, kaynak yapanı hor görmeyin, acelesi vardır garibin, şaşırmıştır diye kendinizi kandırın.

2013 temmuzda Türkiye'ye dönmeden önce, Gezi olayları patlak verdi ve her takımdan, her dinden, her cinsel tercihten insanlar bir arada direndi, birbirlerine destek oldu. Dedim ki kendi kendime, "bir şeyler değişiyor bu ülkede". Bu güzel saygı ortamı biraz biraz Türkiye'de de oluşuyor. Burada her dinden, her dilden, her cinsel tercihten, her mezhepten, her her şeyden insan saygılı ve birlikte yaşıyor. Sen bana desen desen karadenizli, fenerli, kürt, ermeni, alevi, sünni dersin, çok büyük sıkıntı dersin. Ben sana asyalı, avrupalı, amerikalı, afrikalı ve güney amerikalı derim. Sen bana  Hristiyan dersin, sünnetsiz dersin, ben sana puta tapan, ineğe tapan adamlarla takılıyoruz derim. Türkiye'ye geri döndüm, hiçbir şey değişmemişti, trafik aynı, kuyruklar aynı. Kimse kaynaşmadı aslında, bunu hepiniz biliyorsunuz, kendinizi kandırıyorsunuz. Anti-fener, anti-gs olayları son hızıyla devam etmiyor mu? Avrupa'da bir Türk takımı başarılı olduğunda onur duymak yerine küfreden, şansa oldu diyen hala biz değil miyiz? Bugün, o Gezi olaylarındaki topluma olan yakınlığını hissediyor musun? Hayır, çünkü değişmedin, kendini kandırıyorsun.

Türkiye'ye temmuzda geldiğimde karşıdan karşıya geçmek için bekleyen yaşlı, bastonlu bir amcaya yol verdim. Elimle o açılı kağıt olayını defalarca yaptım, amca anlamadı, alışık değildi, uzun bir süre sonra, arabamın camına yaklaştı ve şöyle dedi: "Ne oldu oğlum, bir yere mi baktın?", dedim ki "Hayır amca, sana yol verdim, buyur karşıya geç" dedim, "Sağol oğlum" dedi, gülümsedi ve yavaşça karşıya geçti.... Eve 15 dakika geç gidin, yüzünüzde bir gülümsemeyle gidin.

Kapanış notu: Burası mükemmel, Türkiye berbat demiyorum, Türkiye ölüsüyle buraya 10 basar. Burada arabalarının arkasına "Fuck off, we are full" yapıştırması yapıştıran insanlar var. Her kurala uyup buradaki insanlar gibi robot olun demiyorum, o göbekte birisi hata yaptığında Türk insanı onu fark edip frene basmasını çok iyi bilir. Türk insanının en güzel özelliklerinden bir tanesi de kural tanımaz olmasıdır, hız sınırına uyun demiyorum, mesela, yol boşsa, basın gidin ama ortalama hızın 120 olduğu yolda 200'le gidip insanları ve kendinizi tehlikeye atmayın, saygılı olun demek istiyorum. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.

4 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş... Hani; "Boynuz kulağı geçermiş" derler ya...
    Kulak Ahmet ( Baba'n )

    YanıtlaSil
  2. Canim oglum cok guzel bir yazi olmus blogundan annen bahsetti bir bakayim dedim seninle gurur duydum cok opuyorum
    selma teyzen

    YanıtlaSil