15 Mart 2012 Perşembe

Uyduların dünyaya düşmesi III

Merhaba uzaylılar,

Uyduların dünyaya düşmesi başlığını bitirmeden önce bahsetmek istediğim bir-iki konu daha kaldı. Bunlardan da bahsedince ilk yazıda sorduğum bütün soruları cevaplamış olacağımı ümit ediyorum. Yazarken her yerden bu konularla ilgili haberler çıkmaya başladı, çok sıcak bir konu herhalde.

Uzay İstasyonları

Uzay istasyonları içinde insan yaşayabilen uydulardır temelinde. Bugün itibariyle 2 tane uzay istasyonu vardır: Amariga'nın International Space Station (ISS)'i ve Çin'in Tiangong 1'i. Rusya'nın nasıl istasyonu olmaz demeyin, varmış tabi ki; hemide 8 tane -> Görevi bitmiş uzay istasyonları: Salyut 1-7 (Rus), Skylab (ABD) ve MIR (Rus). MIR'den bir görüntü:


Uzayda hayat zordur çünkü yer çekimi yoktur ve "insan aygıtının" çalışma düzeni yer çekimine akıl almaz derecede bağlıdır. Uzay istasyonlarında yaşayan abilerimizin genel rahatsızlıkları şöyleymiş: kemik erimesi, böbrek taşı, kas yımışması, dengesizlik ve göz sıkıntıları (sonuncusu 13 Mart 2012 haberi, demiştim sıcak konu diye, fırından yeni çıktı, merak edene bu da linki ve türkçe linki ama çok sıkıcı, ben önemli yerlerini yazacağım kısaca).

Bu abiler kemiklerini çok kullanmadığı için (yer çekimi yok tabi, uçan adam nasıl kullansın kemiğini) kemikleri osteoporoz'un 10 katı hızla eriyormuş. Dünya'da genelde 0mg/gün olan kalsiyum (Ca) dengesi (formülü şöyle: giren Ca - çıkan Ca) uzayda -250mg/gün oluyormuş bu da böbrek taşına sebep oluyormuş ("böbrek taşı kalsiyum fazlasında olur arkadaşım, yanlış biliyorsun, de get!" diyorsanız, ben de öyle düşünmüştüm ama kısaca hap halinde alınan kalsiyum fazlası böbrek taşının oluşumuna sebep olurken, gerçek besinlerle (süt, yoğurt, vs) alınan kalsiyum böbrek taşının engellenmesine yardımcı oluyormuş, ee uzaydaki adam nereden bulsun südü, yoğurdu).

Dengesizlik derken de öyle dengesizlik değil; bildiğiniz sağın solun şaşması, yürüyememe dengesizliği ki uzaydan dönüp yürüyemeyen tipler varmış. Dengeyi sağlayan iç kulak zıbıları da yer çekimiylen çalışıyormuş işte kiristaller, kıllar felan. Göz sıkıntıları da beyin-omurilik sıvısının basıncının artması yüzünden oluyormuş. Aslında "göz sıkıntıları" dedim ama bazı adamların gözleri düzeliyormuş, bazılarınınki ise bozuluyormuş, kısmet!

Bunların hepsini az da olsa engellemek için bakın ne yapıyorlarmış, haftada 6 gün, günde 2.5 saat: 


Heidi üstteki abiyi anladık; yaylı iple bağlamışlar, koşuyor ama alttaki abiye sesleniyorum: "Hacı sen neyi kaldırıyorsun, ağırlık yok, uzay gemisini mi kaldırıyorsun?". Uzayda vücut geliştirme bir başkaymış: "Geçen gün 6 ton bastım reis" gibi muhabbetler oluyormuş. 

"Uzayda sıkılırız abi naapcaz?" diyen arkadaşlar için bakın uzay ortamı:


Hayli eğleniyorlar, erasmus gibi ortam mübarek. Dizüstü de var orada, dizi, film, PES, her şey. Yazının bu kısmında çok önemli bir vidyo paylaşmak istiyorum. Konusu: Uzayda nasıl portakal yenir ve daha da önemlisi portakalı nereden buldunuz, uzayda ağaç da mı var? İşte buyrun: YOUTUBE (Vidyo'nun tamamı eğlenceli, taklaya felan geliyorlar abiler (bıyıklı abi kesin türk) ama portakal kısmı 3:40'tan sonra mutlaka izleyin).

Portakalı yemek bile bu kadar zorken çiş, kaka nasıl olacak sorusuna girmek bile istemiyorum, tahminen oradaki saç kesmeye benziyordur. Dayanamadım: YOUTUBE (Konu ile ilgili diğer vidyo'ların başlığı mükemmel: "Darkest NASA secret revealed: How to poop in space" - "En karanlık NASA gerçeği su yüzüne çıktı: Uzayda nasıl mıçılır?". Vidyo'yu tamamen izlediyseniz, ilk yazıda yazdığım "uzayda hayat olursa bbg evinden farkı olur mu?" sorusunun yanıtına tanık olmuşsunuzdur, nitekim abinin (af edersiniz) altında bile kamara mevcuttur.


Neyse, geyiği bırakalım, uzayda kalan insanların yaşadığı bu sıkıntıların çoğu Dünya'ya geri dönüldüğünde 3-4 seneye geçiyormuş ama yine de bu sıkıntılar gelecekte hedeflenen Mars yolculuğu ve ticari uzay yolculukları için büyük bir tehdit oluşturmaktaymış. Ticari uzay yolculuklarından haberi olmayan varsa hikaye kısaca şöyle:

Kod Adı: Uzay Turizmi (bunu google'da arayabilirsiniz)

Amaç: İnsanları biraz yükseğe çıkar, dünyaya bir baksınlar, ülti-karmaşık x makinalarıyla mükemmel "uzaydan dünya" görsellerini bellek kartlarına kaydetsinler (kısaca fotoğraf çeksinler), Dünya'ya dönüp eşe dosta "kaydırmalı-sunum" (bildiğin slayt-şov) yapsınlar ve bu işin için x00.000$ civarı para ödesinler (Kendim yapamayacağım için, yapacak olanları şimdiden aşağıladım).

En bilinen şirket: Virgin Galactic. Bu da o seksi uzay mekikleri ("Abi gördün mü kanatları kalkmış, vaaauuuwww, uzay felan"):



Uzay istasyonları'nın son saçmalığı da uzayda mum nasıl yanar? Ahanda buyrun, büyü:


Hubble ve Voyager 1

2 ufak konudan daha bahsedip bitiriyorum. Hubble, uzayın derinliklerini dikizlemek için kullanılan menşur bir uydudur. Uzayın diplerinden çok bombastik görseller yakalamıştır ve insanlığın takdirine sunmuştur, misal: "atbaşı bulutsusu"


Hubble'ın görünümü şöyledir:


"Bildiğin objektif hacı, bunu benim makinaya takcan varya fiiuvvvvv!"

Voyager 1 de; ilk yazıda yazdığım şu sorunun cevabıdır: "Bir tane uydu vardı o şimdi nerelerde?". Voyager 1, 1977'de uzaya gönderilmiş ve öyle gidiyormuş, ara sıra Dünya'ya "selamz Dünya" diye ileti gönderiyormuş. Şu anki uzaklığı 18 Gkm (Giga-km yani milyar-km) imiş. Voyager 1 hayırlısı ile yakında güneş sistemini terk edecekmiş ve bunu başaran ilk alet olacakmış:


Geriye bir tek "hep gündüz olur muymuş?" sorusu kalıyor. O da şöyle ki; acaba diyorum, bir uydu yapsak tümsek ayna gibi, onun hızını ve uzaklığını felan hesaplasak, Dünya'nın karanlık tarafını hep güneşten gelecek ışıkla aydınlatacak yörüngeye yerleştirsek bu iş olur mu, ışık sorunsalı çözülür mü? Ohannesburger, Ruslar denemişler: Znamya, benim fikrimi çalmışlar. Hakketten de yapmışlar ama talihsizlik yüzünden iptal etmişler, bu ilerde olur, demedi demeyin!

Sağdaki çubuk tırtıl büyüklüğüne yaklaştı kusura bakmayın ama; bakın, arkadaşlar, buraya kadar gelme cesaretini gösterdiyseniz, azıcık alta da gidin, yorum felan yazın. En sevdiğiniz dostunuz fotoğraf makinelerine giydirdim, olup olmayan şeyleri yazdım, başkalarının yıllar önce yaptığı şeyleri kendi fikrimmiş gibi sundum (yalan değildi ama olsun), xiyet dandikos magazin haberlerinin altına yazacağınıza bana yazın, "yaew bu böyle olmaz deyin", "x" deyin, "y" deyin, kavga edelim felan, böyle kendi başıma yazıyorum arkadaj.

Hade öptüm, 
Muh.

8 yorum:

  1. Portakaaaal orda kaaaaaal diyesim geldi :D

    YanıtlayınSil
  2. yok panpa okuyorum ben kendi başına yazmıyosun. devam.

    YanıtlayınSil
  3. Sondaki Muh'a takıldım. Opucuk efekti mi yoksa adının kısaltması mı acaba

    YanıtlayınSil
  4. servet derki; hani bütün uydular bumerang misali geri dönüyorlardı voyager 1 (bu arada akranmışım bu uyduyla) nasıl.ve nereye gidiyor bir haber var mı? bilgi verenlerin çok olsun saygılar:)))

    YanıtlayınSil
  5. Voyager dünyanın etrafında dönmediği için ona uydu dememek lazım, orada hata yapmışım. Hala gidiyormuş kendisi, 18.4GKm'de imiş, 2013 ile 2015 arasında güneş sistemini terketmesi bekleniyormuş (bu kadar kötü bir tahmin olamaz, zaman=yol/hız bile yapamamışlar), msj göndermek 16 saat sürüyormuş ve son olarak da 62MB'lik hafızası varmış, heheh.

    Kerem'e: Muhsincan'ın kısaltması Muh, malum isim hayli uzun.

    YanıtlayınSil
  6. abi şu 51.zona dan bahsetsene gurbanin olam...

    YanıtlayınSil
  7. Hehee saol dostum. Yazcam ya hep kafamda ama sürekli yoğunluk oluyo. Zone 51'de bişi yok ya daha iyi bi konu bulmam lazım, tavsiyeleri bekliyorum.)

    YanıtlayınSil