12 Mart 2012 Pazartesi

Uyduların dünyaya düşmesi II

Melabas tekrardan,

İlkokul'dan beri hepimize dayatılmaya çalışılan, yazı yazmadan önce yazının taslağını oluşturma fikrine hala alışamadığım için araştırma rüzgarına kapılaraktan daldan dala yazıyorum. İlk yazıda açıklamayı vadettiğim hiçbir şeye değinemedim ama bu yazıda bir şeyler olabilir gibi gözüküyor. Görelim:

Bir önceki yazıda sadece ön bilgi olarak dünyaya bugüne kadar 20 bin 5 yüz kadar uydu düştüğünden bahsetmiştim. Ek Bilgi: Dünyaya düşmeyip, uzayda boş boş gezintiye çıkan uydu yoktur, bumerang gibidir şerefsizler, atarsın, döner, döner ve sonra düşeceği yer yine kafamızdır.) Bugün seyir halindeki 13 bin kadar uydu da eninde sonunda düşecektir ancak bu uyduların her parçası daş olup başımıza gökten yağmaz, bazı parçalar atmosferde yanarak erir, hatta bir söylentiye göre dünyaya düşen uyduların kütlece %20-%40'ı yeryüzüne ulaşmayı başarır. Yapılan tahminlere göre bugüne kadar başımıza 5 bin 4 yüz ton uydu kakası yağmıştır. Bu kütlenin eşleniği ahanda budur:


İnsanlığın bu tarz konulara yaklaşımı hep şöyle olmuştur: "Sokağa çıkmayalım artık, maazallah kafamıza uydu düşebilir, dikkatli olalım, gözümüz yukarıda olsun, aman yavrum, dışarı çıkmayın annem, xx". Buradaki amacım kimseyi paranoyak yapmak değildir, zira korkulacak bir şey yoktur. Uydulardan önce endişelenmemiz gereken çok daha ciddi konular var biliyorsunuz.

İnsanlığın ikinci yaklaşımı da şudur: "Eee hesaplayın canım nereye düşeceğini, haber verin önceden, boşuna mı okuttuk sizleri?". Bu uydular düşerlerken çok hızlı hareket ettiklerinden, dünya üzerinde düşecekleri noktayı tam olarak hesaplamak mümkün değildir. Yapılan ufacık bir hata bile bu uyduların düşme noktası tahminlerini kıtalar ölçeğinde değiştirmeye yeterlidir. Sadece uydunun düşeceği zamanı %10 hata payıyla tahmin edebiliyorlarmış. Merak edenlere birazcık daha detay: uyduların düşerken maruz kalacağı sürtünmeyi tam hesaplamak için atmosferin her yerindeki yoğunluğu tahmin edebilmek gerekir bu da zordur çünkü atmosferin yoğunluğu hayli değişkendir.

Türk haber kaynaklarından bir görsel.)
Biraz olasılıklardan bahsedelim. Sevgili uyduların bir parçasının, hayatımız boyunca kafamıza düşme olasılığı 1 milyarda birmiş, hiçbir şeye olmaz dememek lazım tabi. Aldığım haberlere göre bir abimizin omuzuna düşmüş hatta.) Düşen parça küçük olduğu için abi zarar görmemiş (buna kimse inanmaz bence ama öyle diyor vallahi). Yeri gelmişken birkaç çılgın olasılıktan bahsedelim (en olamazdan, olasıya doğru):
  • Evinize meteor düşmesi: 182 trilyonda bir.
  • Kafanıza uydu parçası düşmesi: 1 milyarda bir.
  • Köpek balığının sizi yemesi: 300 milyonda bir.
  • Astronot olma ihtimaliniz: 12 milyonda bir (hepimizin çocukluk hayali, çok da zor değilmiş).
  • Şimşek çakması: 600 binde bir (4 kere şimşek çakmış bir kadın vardı bu arada, gerçekten! Bu kadını her seferinde dolaylı çarpıyordu, birinde elini yıkarken su deposunu çarpıyordu mesela, evini bir görseniz ama, yokluğun ortasında bir tanecik ev (aşağıda), ee doğal, şimşek ne yapsın. Rekor, Roy C. Sullivan abimizdeymiş, onu 7 kere çarpmış, hehe, kesin yalan söylüyorlardır, beyin bedava ne de olsa).
  • Süper modelle çıkma: 88 binde bir.
  • Milyonerle evlilik: 220'de bir.
  • Uçağınızın pilotunun kafasının güzel olması: 115'te bir.
  • Basur olmanız: 28'de bir.
Yokluktaki ev, kadınınki bu değil tabi ama bunun gibi yani
Eveett, gelelim biz bu uyduların sürekli düştüğünü 2011 eylülden önce neden hiç duymadık sorusuna... Eylülden önce uydu düşmesiyle ilgili gerçekten çok zor haber bulabildim, bakın bulduğum haberdeki komik! abla nasıl anlatıyor olayı (2008): 1:18 ile 2:00 arasını izlemeniz yeterli gerisi fasafiso: DAILY MOTION. Üşenenlere veya anlamayanlara özet geçeyim: Ablamız bir uydunun dünyaya düşeceğinden ve bilim insanlarının bu konuda hiç endişeli olmadığından yakınıyor. Akabinde de, bu konu hakkında bilgi sahibi olanlara danıştıklarında: "Bu çok gizli bir konu, bunu bilmemeniz gerekiyor" diye konuyu kapattıklarından yakınıyor (Bir de arada inanılmaj büyük bir krater gösteriyorlar, yaew adamın omuzuna düşmüş bir şey olmamış ne krateri?"). Sonuçta bu olay geçen eylüle kadar belirli bir sebepten dolayı gizli tutuluyordu veya ilgi çekmiyordu. Eylül'de okuduğum haberlerden birinde, bir bilim insanı şöyle diyordu: "Abijim zaten yıllardır düşüyor bu aletler, siz niye bu kadar abarttınız ki bu olayı? Saracak başka bir şey kalmadı tabi, uzaya sardınız, pes artık! Justin biber'den bir haber çıksa da bizim yakamızı bıraksanız."


24 Eylül 2011'de dünyaya düşen UARS (Upper Atmosphere Research Satellite) ve ardından 23 Ekim 2011'de dünyaya düşen ROSAT (Röntgen Satellit (heh bak şimdi oldu, amarigalılar boş boş atmosfer araştırma uydusu gönderedursunlar; bak alman kardeşlerimize, röntgen uydusunu basmışlar, masa başı uzat ayakları, milleti dikiz! Sen hala pencerende dürbünle takıl, adam röntgen uydusu göndermiş diyorum yaew, kesin bu uydunun fikri almanya'da çalışan ulvi bir türk arkadaşımızdan gelmiştir)) basında o kadar büyük ilgi uyandırmıştır ki düşüşünü gözlemlemek isteyen binlerce acemi gök bilimci ve meraklının yanı sıra, düşüşten kaçmak isteyen bir o kadar da endişeli ve pısırık insan bu haberi basının daha da göz bebeği haline getirmiştir. 

Bir türk basını haberi daha ve o meşhur rönt uydusu
Bakın röntçü uydu'nun düşmesi ile ilgili çıkan haberde gavur basınında ne yazmışlar: 

"Not long after re-emerging en masse from our underground bunkers and panic rooms, having successfully avoided being squashed by a falling NASA satellite on Sept. 24, humanity has learned that the sky is falling yet again."

Türkçe mealiyle:

"24 Eylül'de düşen uydu yüzünden topluca ("bizim bütün göy sığınağa girdih" gibi mi mesela?) sığındığımız yeraltı sığınakları ve panik odalarından, uydu tarafından parçalanmamış olarak, dışarı çıkmamız üzerinden çok zaman geçmemişti ki, gökyüzünün üzerimize bir kez daha yağacağı haberini aldık"

Sözüm meclisten dışarı: Yaeeww işte arkadaşım bu yüzden saklıyorlardı senden bu haberleri, "e be manyak!" bundan korkup sığınağa gidiyorsan yaşama o zaman zaten, senin kafana şimşek de düşer, saksı da düşer, köpek balığı da "nam nam nam" yer yani, sığınağında takılmaya devam et, pısırık, al da tipine bak:



Evet sanki, uydu düşmesi konusunu tamamladım gibi ama araştırmalarım beni daha birçok ilginç gerçekle karşılaştırdı. Bir sonraki yazıda uyduda yaşam olur mu ve çılgın işlevi olan uydulardan bahsedeceğim.

Görüşürüz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme